Ah, 18 yaş… Hayatın mükemmel bir hız trenine benzediği zamanlar. Ama dürüst olalım: O trenin yarısı inişti. “Hayaller New York, gerçekler köy meydanı” dediğimiz yıllar. Şimdi soruyorum, 18 yaşıma geri dönsem ne değişirdi? Muhtemelen hiçbir şey, ama yine de denemeye değer. Hadi birlikte geçmişe bir yolculuk yapalım, kahkahalar eşliğinde.
1. Sabahların Masumluğu: “5 Dakika Daha Uyusam Ne Olur?
18 yaşında sabah kalkmak tam bir işkenceydi. Alarm mı? Gereksiz bir aksesuar. Anneniz kapınızı yumrukluyor: “Kalk artık, okul vakti!” Ama siz “5 dakika daha” diye mırıldanıyorsunuz. O beş dakika nasıl bir şeyse, sanki uykunun nirvanasına ulaşacağınızı sanıyorsunuz.
Eğer o yıllarda alarm sesimi seçme özgürlüğüm olsaydı, kesin “Mahmut Tuncer’den Halay” seçerdim. Çünkü o enerjiyle yatakta kalmak mümkün değil. Ama hayır, o zamanların teknoloji kısıtlamalarıyla telefon bile zar zor çekiyordu. Oh gençlik…
2. Lise Dramaları: “Matematik mi? Ben Duymamış Olayım”*
18 yaşın en büyük düşmanı: Matematik. Bir öğretmen tahtada sonsuz işlemler yapıyor, ama siz o sırada arkadaki pencereden dışarıya bakıyorsunuz. “Acaba bir kuş olmak nasıl bir his?” diye düşünürken öğretmen size dönüp “X kaçtır?” diye sordu. X? Kaç olduğunu ben neden bileyim, hocam? O sizin işiniz değil mi zaten?
Ama sınıfın en zeki çocuğu parmağını kaldırır ve X’in kaç olduğunu söyleyince bir kez daha matematikten soğursunuz. Eğer o günlere geri dönebilseydim, matematiği öğrenmek için gerçekten biraz çaba harcar mıydım? Muhtemelen hayır.
3. Hayaller ve Gerçekler: “Üniversiteye Giderim, Dünya Benim Olur”*
18 yaşında hepimizin kafasında aynı hayal vardı: Üniversiteye gideceğiz ve hayat tam anlamıyla başlayacak! Tabii gerçekler biraz farklıydı. Üniversiteye girdiğinizde, yemekhanede çıkan menemenin altın fiyatlarıyla yarıştığını fark ediyorsunuz. O yılların en büyük başarısı, dolmuş parasını çaktırmadan bir simide çevirmekti.
Ama en büyük hayal kırıklığı, “Mezun olunca hemen iş bulurum” düşüncesiydi. İş bulmak mı? Sıradaki espriniz lütfen.

4. Aşkın İlk Hali: “Beni Seviyor mu? Sevmiyor mu?”
18 yaşında aşık olmak tam bir strateji oyunuydu. “Bugün derste onu mu izlesem? Yoksa teneffüste tesadüfen yanından mı geçsem?” Ama bu kadar stratejiye rağmen işler genelde şöyle sonuçlanırdı: O kişi başkasını seviyordu. İşte 18 yaşın acı gerçeği, ilk kalp kırıklığı.
Eğer o döneme geri dönebilseydim, kesin daha az dramatize ederdim. Çünkü o zamanlar, bir bakış anlam çıkarma sanatıydı. “Dün bana baktı mı? Ama 2 saniye mi yoksa 3 mü? Yoksa tamamen bana mı bakmadı?” gibi anlamsız analizler yapardık. Gülsek mi ağlasak mı?
5. Moda Felaketleri: “Düşük Bel ve Zincir Modası”
Bir 18 yaş hatırası olarak düşük bel pantolon ve zincir detaylarını hatırlıyorsunuz, değil mi? O dönemlerde herkesin paçaları yere sürünüyor, ayaklarımız adeta görünmez oluyordu. Bir de o bol tişörtler… Sanki her an hip hop yarışmasına katılacak gibiydik.
Şimdiki zamandan geri dönüp bir uyarıda bulunmak istesem, “O pantolonu çek biraz yukarı, gelecekte pişman olacaksın!” derdim. Ama eminim o zamanki halim dinlemezdi.
6. Teknolojinin İlk Hali: “Nerede Bu İnternet Hızı?”
18 yaş, MSN dönemi. Durum mesajınıza “Meşgul” yazıp aslında online beklemek tam bir sanattı. Birisine selam göndermek için bile 20 dakika düşünürdünüz: “Sadece ‘Merhaba’ mı desem? Yoksa smiley ekleyeyim mi?” O zamanlar WhatsApp yoktu, mesaj atarken harf bile sayıyorduk.
Fonda Kenan Doğulu’dan “Çakkıdı” çalardı, çünkü bilgisayar başında geçirilen vakit ancak böyle bir enerjiyle açıklanabilirdi.
Sonuç: “18 Yaşıma Dönmek İsterdim, Ama Bir Düşüneyim”
18 yaşımıza dönmek güzel bir fikir gibi geliyor, ama unutmayalım: O yılların dramaları da boldu. Matematik derslerinden aşk felaketlerine, düşük bel pantolonlardan MSN dramalarına kadar her şey bir kaos içindeydi. Ama yine de o yılların masumiyeti ve komik tarafları başka hiçbir yerde yoktu.
Eğer 18 yaşınıza dönerseniz, lütfen alarmınızı doğru ayarlayın, matematikten korkmayın ve düşük bel pantolon giymeyin. Ve en önemlisi, o yılların tadını çıkarın çünkü bir daha asla geri gelmeyecek. Şimdiden keyifli bir yolculuk dilerim!

